Türkçe’de yanlış kullanılan kelimeler ve doğruları

Türkçe dilinde sıkça yanlış yazılan veya kullanılan kelimeler ve doğruları nelerdir?

Bugün için bir öğrencinin, bir yazarın, bir avukatın veya bir web yayıncısının dahi bilmesi gereken ama sıklıkla yanlış bilinen kelime veya tamlamaların bir listesini sizler için hazırladık. Bir profesyonel (profosyonel değil) kılavuz (aşağıda göreceğiniz gibi klavuz değil) niteliğindeki bu araştırma aslında hepimizin Türkçe dilimize ne kadar hakim olduğumuz, yazım kuralları hakkında ne kadar bilgili olduğumuz konusunda fikir de verecektir. Bayefendi.com sitesi ekibi tarafından yapılan bilimsel araştırmada her Türk gencinin bilmesi gereken kelimelerin metin içinde nasıl kullanıldığına dair örnekler de bulacaksınız…
Sıkça yapılan bir hataya örnek: Proğram [Yanlış] , Program [Doğru] : proĞram değil,proGram olarak yazılır ve okunur…

Not: Özellikle bir sözcüğü arıyorsanız klavyenizin ctrl+f tuş kombinasyonu ile sayfa içeriğinde arama yapabilirsiniz.

a:demimerkeziyet xademimerkeziyet
a. (ade’mimerkeziyet) top. b. esk. Yerinden yönetim.
3 a:ferim, aferim xa:ferin
ünl. (a:ferin) 1. Övme, takdir, beğenme vb. duyguları belirtmek için söylenen söz, bravo: “Aferin İsmail, söyle, daha bağırarak söyle!” –R. N. Güntekin. 2. a. esk. Öğrencilere verilen beğenme ve takdir kâğıdı.
4 a:ya:r, a:yar, aya:r xayar
a. 1. Bir aygıtın gereken işi yapabilmesi durumu: Saatin ayarı bozuk. Televizyonun ses ayarı iyi. 2. Saatler için belli bir yere göre kabul edilmiş olan ölçü: Memleket saat ayarı. 3. Altın, gümüş vb. madenlerden yapılmış şeylerin saflık derecesi. 4. Bir iş veya bir davranışta gereken ölçü: Kalorifercinin ayarı yok, ya çok yakıyor veya hiç yakmıyor.5. mec. Değer, derece: “Biz, telif eser ayarında bir sanat kıymeti taşıyan tercümelere teşekkür edelim.” –B. R. Eyuboğlu.
5 acemi: xacemi
sf. 1. Bir işin yabancısı olan, eli işe alışmamış, bir işi beceremeyen: “Belli ki her şey, hem de en acemi tarafından, işlerin nihayetinde uydurulmuş, zekâsız mizansenlerden ibaret.” –N. F. Kısakürek. 2. İşinde, mesleğinde yeni olan, toy: “Acemi balıkçının ağından balıklar nasıl kaçarsa sen de zamanları öyle kaçırdın.” –N. Hikmet. 3. Bir yere, bir şeye yabancı olan: “Anlaşılan sen İstanbul’un acemisi olmalısın.” –O. C. Kaygılı. 4. a. tar. Saraya yeni alınmış cariye.
6 acenta xacente
a. (ace’nte) 1. Bir kuruluşun yaptığı işi onun adına kazanç karşılığında yürüten daha küçük kuruluş: “İtalya’da büyük bir şirketin acentesiyim ben.” –R. Enis. 2. Bu kuruluşun veya şubelerinin başında bulunan kimse. 3. Banka şubesi. 4. Vapur ortaklığı. 5. tic. Bir kuruluşa bağlı olmaksızın sözleşmeye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya işletmeyi ilgilendiren işlerde aracılık eden, bunları o işletme adına yapan kimse.
7 acitasyon xajitasyon
a. 1. Kışkırtma. 2. mec. Duygu sömürüsü yapma. 3. mec. İnsanın zihninde ve duygu dünyasında sarsıntı yaratma. 4.tıp Çırpıntı.
8 adele xadale
a. anat. Kas: “Omuz adaleleri gelişmişti.” –Ç. Altan.
Adile xA:dile
Bir bayan adı.
10 afaroz xaforoz
a. din b. 1. Hristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma cezası: “Manastırdan kaçalı, papanın aforozuna uğrayalı on beş yıl oluyor.” –H. E. Adıvar. 2. mec. Darılıp biriyle konuşmama, ilgiyi kesip kendinden uzaklaştırma, toplum dışılama.
11 Afganlı xAfgan
öz. a. Afganistan halkından veya bu halkın soyundan olan kimse.
12 afilli xafili
sf. Gösterişli, çalımlı.
13 ağostos, oğostos, oğustos xağustos
a. Yılın sekizinci ayı.
14 ahçı xaşçı
a. 1. Yemek pişirmeyi meslek edinen kimse: “Ben bu aşçı kadar çılgın ve aksi insan görmedim.” –R. N. Güntekin. 2. Yemek pişirip satan kimse. 3. hlk. Yemek yenilen dükkân, aşevi, lokanta.
15 ahi:ze xa:hize
a. (a:hize) Telefonda seslerin duyulduğu ve iletildiği parça: “Ahize birinden ona geçerek belki bir saat konuştular.” –M. C. Kuntay.
ahlağın xahlakın
ç. a. (ahla:kı, l ince okunur) 1. Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre: “Ahlak düzelmeden hiçbir şey düzelmez.” –Ç. Altan. 2. Huylar: “Bu şoförler hepinizin ahlakını bozdu.” –M. Ş. Esendal.
17 ahpap xahbap
ç. a. (ahba:bı) 1. Kendisiyle yakın ilişki kurulup sevilen, sayılan kimse: “Ben yeni tanıdım ama, kızın eski ahbapları imişler!” –O. C. Kaygılı. 2. ünl. tkz. Samimiyet, içtenlik bildiren bir seslenme sözü: Baksana ahbap!
18 akapunktur xakupunktur
a. Vücudun belirli noktalarına genellikle altın iğne batırılarak yapılan tedavi.
19 akibet xa:kıbet
a. (a:kıbet) 1. Bir iş veya durumun sonu, sonuç: “Diğerlerinin akıbetlerini bilmiyorum.” –İ. O. Anar. 2. zf. Sonunda, önünde sonunda: Akıbet, iş düzelecek.
20 akra:ba: xakraba:
ç. a. (akraba:) 1. huk. Kan bağıyla birbirine bağlı olan kimseler: “Geceleyin, babam, amcam, akrabamız, hepsi istasyonda idiler.” –Y. K. Beyatlı. 2. Oluşma yönünden aynı kaynağa dayanan şeyler. 3. mec. Biri, diğerinin doğurduğu sonuç veya olgular: Zulüm zorbalıkla akrabadır.
21 akrapol xakropol
a. Eski Yunan şehirlerinde, en önemli yapıların ve tapınakların bulunduğu iç kale.
aksa:nı xaksanı
a. 1. Bir ülkenin insanlarına veya bir çevreye özgü söyleyiş özelliği: “Sesi tok, aksanı düzgündü.” –N. F. Kısakürek. 2. db. Vurgu.
23 alarım xalarm
a. (l ince okunur) 1. Bir uyarıyı, bir tehlikeyi bildirmek için verilen işaret. 2. Bu işareti veren düzenek.
24 aldırmamazlık xaldırmazlık
a. İlgisizlik.
25 alfa:be xalfabe
a. (l ince okunur) 1. db. Bir dilin seslerini gösteren, belirli bir sıraya göre dizilmiş belli sayıda harfin bütünü, abece: “Alfabe dönüşümü halkın okumayı kolay sökmesi içindi.” –N. Cumalı. 2. Bir dilin harflerini tanıtarak okuma öğrenmeyi sağlayan kitap. 3. mec. Bir işin başlangıcı: “Tiyatro alfabesinin ilk harfinin disiplin olduğunu ilk öğreten odur.” –H. Taner.
26 aliminyum, alimünyum xalüminyum
a. (alümi’nyum) 1. kim. Atom numarası 13, atom ağırlığı 26,98 olan, 660 °C’de eriyen, gümüş parlaklığında, beyaz, hafif bir element (simgesi Al): Alüminyum, mutfak kapları yapımında çok kullanılırdı. 2. sf. Bu elementten yapılmış:“Biraz sonra bir besleme kız kocaman bir alüminyum ibriği getirdi.” –B. Felek.
27 allerji xalerji
a. 1. Birtakım yiyecek, ilaç, toz, koku vb.ne hastalık derecesinde gösterilen aşırı tepki: “İğde kokusu, alerjisi olanlar dışında herkesin hoşuna gider.” –A. Kutlu. 2. mec. Bir kimseye veya bir şeye karşı olumsuz yönde duyulan aşırı duyarlılık: “Büyük kalabalığın matematiğe karşı bir alerjisi vardı.” –H. Taner.
28 almamazlık xalmazlık
a. Almama, kabul etmeme durumu.
29 alobora xalabora
a. (alabo’ra) den. 1. Geminin yan yatması. 2. Bir serenin yatay durumdan düşey duruma getirilmesi. 3. Selamlamak için filika küreklerinin yukarıya kaldırılması. 4. Balığı toplamak için dalyan ağının yukarıya alınması.
amaciyle xamacıyla
a. 1. Ulaşmak istenilen sonuç, maksat: “Evet ama öteki kızı bu iş için kaçırdılarsa amaçlarına ulaştılar.” –A. Ümit. 2. Gaye: “Her milletten, her tabakadan, huyları, dinleri, dilleri farklı fakat amaçları aynı olan insanların bulunduğu bir yerdi burası.” –İ. O. Anar. 3. Hedef: “Amaç, şüphe götürmeyecek ilk kesin bilgiye varmaktı.” –İ. O. Anar. 4. Bir kimseye veya bir kurula verilen özel amaçlı görev, misyon.
31 Amarika xAmerika
öz. a. Dünya üzerinde yer alan bir kıta.
32 amartisör xamortisör
a. 1. Motorlu araçlarda sarsıntı, sallantı vb. hareketleri en aza indiren, yayların gereksiz hareketlerini gidermeye yarayan düzen. 2. Bu düzeni kuran öge, yumuşatmalık.
33 ana:ne xanane
a. (a’nane) top. b. esk. Gelenek: “Böyle ufak kasabalarda öteden beri aristokratik bir anane vardı.” –E. E. Talu.
34 anartar xanahtar
a. 1. Kilidi açıp kapamak için kullanılan araç, açar, açkı: “Belinde uzun gümüş halkalarla asılı gümüş anahtarları vardı.” –F. R. Atay. 2. Bir şeyin zembereğini kurmak için kullanılan araç. 3. Şifre yazmak ve çözmek için kararlaştırılmış olan yol. 4. Somunları veya vidaları çevirerek sıkıştırıp gevşetmek için kullanılan çelik saplı araç. 5. Konserve kutularının kapağını keserek açmaya yarayan alet, açacak: Sardalya kutusunu açmaya yarayan anahtarı çarçabuk temin ederdi. 6. mec. Vesile, araç, vasıta: “Biliyordu ki sabır, cennetin anahtarıdır.” –P. Safa. 7. sf. mec.Herhangi bir olayda belirleyici olan: Anahtar parti. 8. fiz. İstenilen yere veya aygıta, isteğe göre elektrik akımının geçmesini sağlamak için kullanılan düzen, çevirici, çevirgeç, şalter, komütatör. 9. müz. Notaların müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunmasını sağlamak için portenin başına konulan işaret: Sol, do ve fa olmak üzere üç anahtar vardır.
35 anfi xamfi
a. 1. Amfiteatr. 2. Sıraları arkaya doğru basamaklı olarak yükselen büyük derslik.
36 anlamamazlık xanlamazlık
a. Bir şeyi anlamamış, kavrayamamış gibi davranma.
37 anotomi xanatomi
a. 1. tıp İnsan, hayvan ve bitkilerin yapısını ve organlarının birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim, teşrih. 2.anat. Beden yapısı, gövde yapısı. 3. mec. Bir şeyin oluşumunda göze çarpan özel yapı: Toplumun anatomisi.
38 ansımak xanımsamak
(-i) Bilinip unutulan bir şeyi akla getirmek, hatırlamak: “Düşünüyorum da gizemli bir korkudan başka pek bir şey anımsamıyorum.” –N. Meriç.
39 antiparantez xantrparantez
zf. 1. Söz arasında, sırası gelmişken: “Antrparantez, pek az hoşlandıklarım muharrirler, ediplerdir.” –F. R. Atay. 2. Ayrıca.
40 antreman xantrenman
a. 1. sp. Alıştırma: “Profesyonel boksörden, antrenman bahanesiyle senin karşında dayak yemek işime gelmiyor, kızım!” –N. Hikmet. 2. mec. Herhangi bir konuda yapılan hazırlık.
41 aparatif, aperatif xaperitif
a. Ön içki: “Hatta öğle yemeğinden önce birer aperitif alsak daha iyi olmaz mı?” –R. H. Karay.
42 aptes xabdest
a. din b. Müslümanların, belli ibadetleri yapabilmek için bir düzen içerisinde bazı organları yıkayıp bazılarını mesh etme yoluyla yaptıkları arınma.
43 arabeks xarabesk
a. 1. Arap müziğini andıran, genellikle karamsarlığı konu edinen bir müzik türü. 2. mim. Girişik bezeme:“Kelimelerden birtakım arabeskler yapıyor. Bizim bütün divan edebiyatımız işte hep bu arabeskler, bu minyatürlerdir.” –Y. K. Karaosmanoğlu.
44 ardarda xart arda
zf. Arka arkaya: “Art arda dizdiği engelleri gittikçe büyültüyor.” –N. Uygur.
45 arefe xarife
a. Belirli bir günün, olayın bir önceki günü veya ona yakın günler, ön gün: “Bazı ramazan ve bayram arifelerinde teyzelerim beni Eyüp’teki aile mezarlığına götürürlerdi.” –R. N. Güntekin.
46 arozöz xarazöz
a. Yolları ve yol kenarlarındaki yeşillikleri sulamakta kullanılan araç.
47 artiz, artis xartist
a. 1. Güzel sanatlardan birini meslek edinen kimse, sanatçı, sanatkâr: “Filmlerdeki artistlerin sahiden ölmediğini keşfedinceye kadar kadınlar kondu yollarına çok yaş döktü.” –L. Tekin. 2. hlk. Eğlence yerlerinde gösteri yapan kimse. 3. mec. Olduğundan başka türlü görünen, yapmacık ve abartılı davranan kimse.
48 askari xasgari:
sf. (asgari:) 1. En az, en aşağı, en düşük, en alt, minimal, minimum: “Koridorda, kapımın asgari yüz metre yakınlarına kimsenin yaklaştırılmamasını emrettim.” –N. Hikmet. 2. mat. Minimum.
49 assubay xastsubay
a. (a’stsubay) ask. Silahlı Kuvvetler Yasası’na göre astsubay meslek yüksekokullarında yetişerek Silahlı Kuvvetlere katılan astsubay çavuştan astsubay kıdemli başçavuşa kadar rütbesi olan asker, gedikli.
50 asvalt xasfalt
a. 1. Siyah renkte şekilsiz bir cins bitüm. 2. Ana maddesi katran olan ve yolların kaplanmasında kullanılan karışım:“Çatalca’ya on kilometre kala asfalttan ayrılıp toprak bir yola sapıyorum.” –A. Ümit. 3. sf. Bu karışımla kaplanmış:“Otomobile bindik ve uzun bir asfalt yol üzerinde koşmaya koyulduk.” –A. Haşim.
51 aşentiyon, aşantiyon xeşantiyon
a. Bir malın niteliğini belirtmek, özelliklerini göstermek amacıyla parasız verilen veya gönderilen mal: “Avrupa firmalarından gelen yeni ilaç eşantiyonlarının tariflerini dikkatle okur, not ederdim.” –R. N. Güntekin.
52 aşırmasyon xaşırma
a. 1. Aşırmak işi: “Hemen bir yolunu bulurlar yükü üstlerinden aşırmanın.” –A. Ağaoğlu. 2. mim. Yapı çatılarında uzun mertek, aşık. 3. sf. Aşırılmış: Aşırma bir eser. 4. hlk. Küçük kazan, kova, bakraç. 5. ed. Başkalarının yazılarından bölümler, dizeler alıp kendisininmiş gibi gösterme veya başkalarının konularını benimseyip değişik bir biçimde anlatma, intihal. 6. huk. Özellikle para aşırma, aşırtı, ihtilas.
53 aşşağı xaşağı
a. 1. Bir şeyin alt bölümü, zir, yukarı karşıtı. 2. Eğimli bir yerin daha alçak olan yeri. 3. sf. Bir yere göre daha alçak yerde bulunan: “Aşağı katı, sakin ve daha sıcak olduğu için seçtik.” –A. Gündüz. 4. sf. Bayağı, adi. 5. sf. mec.Niteliği düşük, kötü: Aşağı mal. 6. sf. mec. Daha küçük, daha az: On sekiz yaşından aşağı olanlar giremez. 7. sf. mec.Değeri daha az. 8. zf. Aşağıya, yere doğru: “Bir gün içinde yukarıdan aşağı inmiştik.” –A. Kutlu.
at binmek xata binmek
ata binmek
55 ataç xataş
a. Tutturgaç.
56 atelye xatölye
a. (atö’lye) Zanaatçıların veya resim, heykel sanatlarıyla uğraşanların çalıştığı yer, işlik: “Ne atölyem ne fırçam ne paletim var.” –Y. K. Karaosmanoğlu.
57 ateşe xataşe
a. Bir elçiliğe bağlı uzman, elçilik uzmanı: “Elçilik ataşelerinde yüzde otuz azaltılmaya gidilmelidir.” –F. R. Atay.
58 atmasyon, uydurmasyon xuydurma
a. 1. Uydurmak işi. 2. Gerçek olmayan, gerçekmiş gibi gösterilen haber, asparagas. 3. sf. Gerçek dışı, uydurulmuş olan, yalan, sahte, asılsız, düzme: “Atatürk’ün Osmanlıcayı Türkçeleştirmek hususundaki güzel arzusunu bugünkü ‘uydurma dilcilik’ gayretine alet etmişiz.” –B. Felek. 4. sf. Yeni bir biçim verilmiş: “Ben babamın eskilerinden uydurma şeylerle giyiniyordum.” –H. Z. Uşaklıgil.
59 atmış xaltmış
a. 1. Elli dokuzdan sonra gelen sayının adı. 2. Bu sayıyı gösteren 60 ve LX rakamlarının adı. 3. sf. Altı kere on, elli dokuzdan bir artık.
60 avut xaut
a. sp. Dış: “Aut çizgisinden nefis bir orta…” –H. Taner.
61 ayrıyeten xayrıca
zf. (ayrı’ca) 1. Ayrı olarak, başkaca: “Adamın biri, el yüz yıkamak için odaya bir leğenle ibrik getirmiş, ayrıca bir tepsi de kahvaltılık yiyecek hazırlamıştı.” –İ. O. Anar. 2. Ayrı bir önem verilerek: Bu bitki oralarda ayrıca yetiştirilir.3. Bundan başka: “Ayrıca yeni atlattığı zatürre onu iyice güçten düşürmüştü.” –E. Şafak.
Azarbeycan, Azerbeycan, A:zarbaycan xA:zerbaycan
Güneybatı Asya’da yer alan bir Türk cumhuriyeti.
63 azat xa:zat
a. (a:za:dı) 1. Serbest bırakma. 2. Okullarda paydos. 3. sf. Serbest bırakılmış olan.
64 azemi, aza:mi xa:zami:
sf. (a:zami:) 1. En çok, en üst, en büyük, en yüksek (derece, nicelik), maksimum, maksimal: “Ben azami derecede haşarı ve uçarı bir çocuktum.” –Y. K. Beyatlı. 2. mat. Maksimum.
132 eşortman, aşofman xeşofman
a. Spor çalışmalarında giyilen, pamuklu veya sentetik kumaştan, iki parçalı giysi.
gol yapmak xgol atmak
Topun karşı takımın kalesine girmesini sağlamak.
183 hoporlör, opörlör, aporlor xhoparlör
a. 1. Elektrik dalgalarını ses dalgasına çeviren ve gerektikçe sesi yükselten alet: “Bu caminin hoparlör düzeni ve halıları için elektrik süpürgesi bile var.” –F. Otyam. 2. Radyo, pikap, teyp vb. araçlarda sesi işitilebilecek duruma getiren alet: “Hemen hemen bütün Batı ülkelerini gezdim. Hiçbir yerde hoparlör sesi duymadım.” –F. R. Atay.
kaideye almamak xkale almamak
önem vermemek, hesaba katmamak, sözünü etmeye değer bulmamak.
324 nacizane xa:ciza:ne, na:çiza:ne
zf. (na:çiza:ne) esk. 1. Önemsiz bir şey olarak, haddi olmayarak: “Bunun için sizlere, naçizane, bir tavsiyem olacak.” –T. Buğra. 2. Çok küçük, önemsiz bir şey olarak.
zf. (a:ciza:ne) Söz söyleyen kimsenin, kendi yaptıklarını abartmamak için kullandığı “âcizlere yakışacak biçimde” anlamında kullanılan bir nezaket sözü: “Ben âcizane her dilden çakarım.” –H. R. Gürpınar.
sahne almak xsahneye çıkmak
1) tiyatro, müzik vb. sanatçılar için sanatını izleyici önünde uygulamak, göstermek: “Türk kızı, orada sahneye çıktı ilk defa.” –Y. Z. Ortaç. 2) mec. kullanılmak, görünmek, ortaya çıkmak: “Almanca yanında ara sıra Hırvatça da sahneye çıkıyor.” –F. R. Atay.

 

aşentiyon, aşantiyon xeşantiyon
a. Bir malın niteliğini belirtmek, özelliklerini göstermek amacıyla parasız verilen veya gönderilen mal: “Avrupa firmalarından gelen yeni ilaç eşantiyonlarının tariflerini dikkatle okur, not ederdim.” –R. N. Güntekin.
119 egzantrik, ekzantrik, egsantrik xeksantrik
sf. 1. mat. Dış merkezli. 2. top. b. Ayrıksı. 3. mec. Ayrıksı: “Romantik olmaktan ziyade eksantrik hâlleri beni harap etmeye başladı.” –A. Gündüz.
120 egzos, egsoz, eksoz, egzost, eksozt xegzoz
a. 1. İçten yanmalı motorlarda yanan akaryakıtın gazı: “Büyük kentin yazın egzoz, kışın kalorifer dumanı kokan havasından…” –H. Taner. 2. Bu gazın boşaltılması. 3. Bu gazın atılmasını sağlayan düzen. 4. Susturucu.
121 Eğridir xEğirdir
öz. a. (eği’rdir) Isparta iline bağlı ilçelerden biri.
eki:bi xekibi
a. Takım: “Aramızda ekipler kuracağız, maçlar yapacağız, oyunlar oynayacağız.” –Ç. Altan.
123 ekistra xekstra
sf. 1. En iyi, üstün nitelikli: Ekstra un. 2. zf. Fazladan, alışılan ve gerekenden başka, ek olarak: Ekstra yatak ücreti almadılar.
124 entellektüel xentelektüel
sf. 1. Bilim, teknik ve kültürün değişik dallarında özel öğrenim görmüş (kimse), aydın, münevver. 2. Fikir sorunlarıyla ilgili: Entelektüel bir çalışma.
125 entrasan xenteresan
sf. İlgi çekici, ilginç: “Evet, şimdi çok enteresan bir noktaya geldik.” –N. F. Kısakürek.
126 erezyon xerozyon
a. jeol. 1. Yer kabuğunu oluşturan kayaçların, başta akarsular olmak üzere türlü dış etmenlerle yıpratılıp yerinden koparılarak eritilmeleri veya bir yerden başka bir yere taşınması olayı, aşınma, aşınım, itikâl: “Devlet toprağın … erozyonla kaybedilmesini önlemek … amacıyla gerekli tedbirleri alır.” –Anayasa. 2. mec. Değer veya saygınlık kaybetme.
127 erkan xerkân
ç. a. (erkâ:nı) 1. Bir topluluğun ileri gelenleri, büyükler, üstler: “Yüksek sınıf mahalle erkânını da konaklarına uğrayıp meseleden haberdar eder.” –R. H. Karay. 2. Yol, yöntem: “Onun arkasına bu yolda, bu erkânda gelmiş geçmiş ustalar, pirler vardı.” –Ö. Seyfettin. 3. ask. General veya amiral aşamasındaki askerler.
erzağı xerzakı
ç. a. (erza:kı) Uzun süre saklanabilen yiyeceklerin genel adı: “Çarşıdan erzakını bile kendi pazarlık eder, kendi alır, kendi evine getirir.” –Ö. Seyfettin.
129 eskirim xeskrim
a. sp. Dürtücü kılıç, kesici kılıç ve delici kılıç adı verilen silahlarla yapılan spor, kılıç oyunu.
130 espiri xespri
a. 1. İnce söz: “Espri, kıtlıkta bolluk arz eden bir cevherdir.” –N. F. Kısakürek. 2. ed. Nükte: Romanın esprisi.
131 eşgal, eşkal xeşkâl
a. (eşkâ:li) esk. 1. Dıştan görünüş: “Şu anda kendisinin eşkâlini bilen yüzlerce ve belki de binlerce kişi onu arıyordu.” –İ. O. Anar. 2. Biçim (II). 3. Kılık.
132 eşortman, aşofman xeşofman
a. Spor çalışmalarında giyilen, pamuklu veya sentetik kumaştan, iki parçalı giysi.
133 eşşek xeşek
a. 1. hay. b. Atgillerden, uzun kulaklı binek ve hizmet hayvanı, merkep, karakaçan, uzun kulaklı (Equus asinus). 2. hlk. Odun kesme, duvar örme, sıva yapma vb. işlerde kullanılan üç veya dört ayaklı sehpa.
134 eşyalar xeşya:
ç. a. (eşya:) Türlü amaçlarla kullanılan, insan yapısı, taşınabilir cansız nesnelerin bütünü: “Güçlük, ev bulmak ve eşyayı taşımak derdiyle başlar.” –B. Felek.
135 evraklar xevrak
ç. a. (evra:kı) 1. Kâğıt yaprakları, kitap sayfaları. 2. Resmî kurumlarda işlem gören belgeler: “Mektupçu evrak okur, cevap yazar, muhabere işlerini idare ederdi.” –S. Ayverdi. 3. Yazılmış kitaplar, mektuplar veya yazılar.
136 evsane xefsa:ne
a. (efsa:ne) 1. ed. Eski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayalî hikâye, söylence. 2. mec. Gerçeğe dayanmayan, asılsız söz, hikâye vb: “Hamdi’nin hayatına dair uydurulmuş efsanelerden birisi de onun müthiş bir aşk yüzünden bu hâle geldiğidir.” –Y. K. Karaosmanoğlu.
137 evye xeviye
a. Mutfakta musluk altında bulaşık yıkamaya yarayan tekne: “Mutfak kirli ve dağınık, eviye de altüst, dağ gibi bulaşık.” –A. İlhan.
138 eyitim xeğitim
a. 1. Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye: “Sadece kolejinizde değil eğitim işlerinin tümünde güvenilir bir danışman olabilirim.” –N. Hikmet. 2. eğt. Eğitim bilimi.
139 eylenmek xeğlenmek
(nsz) 1. Neşeli, hoşça vakit geçirmek: “Masadakiler eğlenirlerken vali dalgınlaşmıştı, pek dinlemiyordu konuşulanları.” –A. Kulin. 2. (-le) Bir kimsenin herhangi bir kusuru veya zayıf noktası ile alay etmek: “Yalnız bunları sordu ve inan ki benimle eğlendi.” –M. Ş. Esendal. 3. Bir yerde durmak, beklemek, tevakkuf etmek: “Yemen’e gönderilirken Beyrut’ta bir hafta eğlenmiş hem şehri görmüş hem de Cebel köylerinde gezintiler yapmıştı.” –R. H. Karay. 4. Oyalanmak.
140 ezzane xecza:ne
a. (ecza:ne) İlaçların hazırlandığı veya hazır ilaçların satıldığı yer.
kendine iyi bak xkendine dikkat et
Kendine dikkat et.
ıskonto xiskonto
a. (isko’nto) tic. 1. İndirim. 2. Kırdırma. 3. Senedin saymaca değeri üzerinden yapılan indirim. 4. tkz. Söz için bir bölümünü söylenmemiş sayma: Bu sözleri iskonto ile dinle.
187 Istanbul, İstambul xİstanbul
öz. a. (ista’nbul) Türkiye’nin Marmara Bölgesi’nde yer alan illerinden biri.
içki kullanmak xiçki içmek
İçki içmek
191 ikâmetgah xika:metgâh
a. (ika:metgâ:hı) Konut.
192 ilizyon, ilüzyon xillüzyon
a. 1. Göz bağı. 2. ruh b. Yanılsama.
193 inkilap xinkılap
a. (inkıla:bı, l ince okunur) 1. Toplum düzenini ve yapısını daha iyi duruma getirmek için yapılan köklü değişiklik, iyileştirme, devrim, reform: Yazı inkılabı. 2. esk. Bir durumdan başka bir duruma geçiş, dönüşüm: “Münevver Türk kadını inkılaptan çok evvel çarşafı atmış ve kaçgöçü kaldırmıştı.” –P. Safa.
194 insiyatif xinisiyatif
a. 1. Öncecilik, üstünlük. 2. Karar verme yetkisi. 3. Gerekli kararları almayı bilen kişinin niteliği.
195 iskâmbil xiskambil
a. 1. Bir yüzünde sayılar veya resimler bulunan, çeşitli oyunlar oynamaya yarayan kart, oyun kâğıdı: “Sonbahar sonları olduğu için orada ancak iki ihtiyar otçu ile bir bahçıvan iskambil oynuyorlardı.” –O. C. Kaygılı. 2. Bu kartların 52 tanesinden oluşan deste. 3. Bu kart destesiyle oynanan oyun.
196 iskan xiskân
a. (iskâ:nı) 1. Yurtlandırma. 2. Yurtlanma: İskân izni.
197 istakoz xıstakoz
a. hay. b. Istakozlardan, suda yaşayan, birinci ayak çifti güçlü iki kıskaç durumunda gelişmiş bulunan, beyaz eti için avlanan, iri bir böcek (Homarus vulgaris).
198 istepne xstepne
a. Yedek lastik.
199 isti:fa xistifa:
a. (istifa:) 1. Kendi isteğiyle işten veya bir hizmetten ayrılma. 2. İşten ayrılma isteğini bildiren dilekçe.
200 istihba:ratlar xistihba:rat
ç. a. (istihba:ra:tı) 1. Yeni öğrenilen bilgiler, haberler, duyumlar. 2. Bilgi toplama, haber alma.
201 istihkam xistihkâm
a. (istihkâ:mı) ask. 1. Düşman saldırısını durdurmak, düşmana karşı savunma yapmak amacıyla düzenlenmiş yer: “Meğer tel örgülerin gerisindeki istihkâmlara gelmişim.” –A. Gündüz. 2. İstihkâm işleriyle uğraşma, istihkâmcılık.
202 itiba:ren xi:tiba:ren
zf. (i:tiba:ren) 1. -den başlayarak, -den beri: “İşte o dakikadan itibaren onun boyalı dudaklarından, yapma sarı saçlarından nefret ediyordum.” –A. H. Müftüoğlu. 2. -den sonra: “Babamın ölümünden itibaren size daima hak verdim.” –A. İlhan.
203 itibariyle xi:tiba:rıyla
zf. (i:tiba:rı’yla) 1. -den sayılmak üzere. 2. Bakımından: “Kılık kıyafet itibarıyla, bir dilenciden hiç farkı yoktur.” –Y. K. Karaosmanoğlu.
204 itiraz xi:tiraz
a. (i:tira:zı) 1. Bir düşünce veya kararı benimsemeyerek karşı çıkma: “Benim bunlara itirazım yoktu. Tek itirazım, annemin oynamaya kaldırılmasıydı.” –A. Kutlu. 2. Söylenecek söz, karşı söyleme: “Artık itirazlar, teçhiller, istihzalar, hiddetler birbirini takip ediyordu.” –A. H. Müftüoğlu.
205 ivedi: xivedi
sf. 1. Acele: “İvedi yanıma yaklaştı, mavi gözleri ışıl ışıldı.” –M. İzgü. 2. Acil.
206 izalasyon xizolasyon
a. (l ince okunur) fiz. Yalıtım.
kendine iyi bak xkendine dikkat et
Kendine dikkat et.
sigara kullanmak xsigara içmek
Sigarayı bir ucundan yakıp öbür ucundan dumanını emerek içine çekmek: “İleride, laboratuvarın geniş sahasını çevreleyen gri duvarların dibinde iki güvenlik görevlisi sigara içiyorlardı.” –E. Şafak.
ultümaton, ultimatom xültimatom
a. 1. Bir devletin başka bir devlete verdiği ve hiçbir tartışma veya karşı koymaya yer bırakmaksızın, tanıdığı sürede isteklerinin yerine getirilmesini istediği nota. 2. Uyulması gereken kuralları kesin bir dille anlatma.
473 ünvan xunvan
a. (unva:nı) San: “Deme bana Oğuz, Kayı, Osmanlı / Türk’üm, bu ad her unvandan üstündür” –Z. Gökalp.
474 üvertür xuvertür
a. 1. müz. Operada, perde açılmadan önce orkestranın çaldığı parça. 2. Pokerde oyuna başlayabilmek için gerekli el: “Uvertürün nedir?” –Y. Z. Ortaç.
475 üzre xüzere
zf. 1. Amacıyla: “Müzakere bitince üç dört gün sonra gene evde buluşmak üzere ayrıldılar.” –P. Safa. 2. Şartıyla: Akşama geri vermek üzere bu kitabı alabilirsiniz. 3. Neredeyse: “Bu yangın kalbimizde başlıyorsa yani ümitsiz bir aşka düşmek üzere olduğumuzu hissedersek ne yapalım?” –R. N. Güntekin. 4. e. Gibi: Daha önce belirtildiği üzere.
hoporlör, opörlör, aporlor xhoparlör
a. 1. Elektrik dalgalarını ses dalgasına çeviren ve gerektikçe sesi yükselten alet: “Bu caminin hoparlör düzeni ve halıları için elektrik süpürgesi bile var.” –F. Otyam. 2. Radyo, pikap, teyp vb. araçlarda sesi işitilebilecek duruma getiren alet: “Hemen hemen bütün Batı ülkelerini gezdim. Hiçbir yerde hoparlör sesi duymadım.” –F. R. Atay.
336 oce xoje
a. Türlü renklerde tırnak cilası: “Tırnaklarına az önce sürdüğü gülkurusu ojenin kokusunu duyuyorum.” –İ. Aral.
337 okşizen xoksijen
a. Atom numarası 8, atom ağırlığı 16 olan, hidrojenle birleşerek suyu oluşturan, rengi, kokusu ve tadı olmayan, havada beşte bir oranında bulunan bir gaz, müvellidülhumuza (simgesi O).
olaraktan xolarak
Olarak
onla xonunla
Onunla
340 oparasyon xoperasyon
a. 1. Dizi eylem. 2. İşletme. 3. Emniyet teşkilatında suçluların yakalanması için düzenlenen dizi eylem: “Operasyonu başlatacak işareti ondan bekliyoruz.” –A. Ümit. 4. ask. Harekât. 5. tıp Ameliyat: “Operasyonu sona erince verdikleri sözleri de kolayca unuttular.” –A. Ümit.
341 opsayd xofsayt
a. sp. Futbolda hücuma geçen takımın en az bir oyuncusunun topla oynandığı anda rakip takımın kale çizgisine, o takımın en yakın oyuncusundan daha yakın bulunması durumu: “Maçta da kendini pek yormaz, yarı ofsayt durumlarından beleş goller çıkarırdı.” –H. Taner.
orada:ki xoradaki
Orada bulunan.
343 orjinal xorijinal
sf. (l ince okunur) 1. Özgün: “Zira ki biz, orijinal mevzulara teması şiar edinmişiz.” –N. Hikmet. 2. Fabrikası tarafından yapılan, taklit olmayan (araç ve gereç). 3. Otantik. 4. mec. Alışılagelenden daha değişik, şaşırtıcı nitelikte olan: “Ankara ikliminin en orijinal tarafını ısıda buluruz.” –F. R. Atay.
344 Osmanlıca xOsmanlı Türkçesi
öz. a. 1. XIII-XX. yüzyıllar arasında Anadolu’da ve Osmanlı Devleti’nin yayıldığı bütün ülkelerde kullanılmış olan, Arapça ve Farsçanın etkisi altında kalan Türk dili. 2. sf. Bu dille yazılmış olan.
panik oldum xpanik olmak, paniğe kapılmak
çok korkmak: “Kendisi ile birlikte gelemeyeceğini anlayınca tam bir paniğe kapıldı.” –N. Cumalı.
429 şok olmak xşoke olmak
sf. “Birdenbire şaşırtmak, hoşa gitmeyecek bir şey yapmak” anlamlarındaki şoke etmek ve “birdenbire şaşırmak, hoşa gitmeyecek bir şeyle karşılaşmak” anlamlarındaki şoke olmak deyimlerinde kullanılan bir söz.

Arananlar ve bulunanlar:

YORUMLAR-SORULAR-CEVAPLAR

  • Ayşe

    Ben de katkıda bulunayım. Fotoraf yanlış, doğrusu fotoğraf 🙂

  • Türkçe öğretmeni

    Ben de yanlış kullanılan kelimelerden bir örnek vereyim…
    Madur değil Mağdur…

  • htx

    Tehtid yanlış. Doğrusu tehdit.

  • dilbilimci

    Yanlış: Santaj, Doğru: Şantaj
    Yanlış: ProfOsör, Doğru: ProfEsör
    Yablış: ProĞram, Doğrusu: ProGram.

  • edebiyatçı

    Tat değil tad. Yahu tat domates salçası markası…

  • doğru türkçe

    Ayrıca red değil RET. Sadece reddetmek derken kelime yumuşar. Doğrusu ret olup, red İngilizce kırmızı kelimesinden ibarettir. Hakim davayı ret etti, yani reddetti. Oyum RET… RET oyu kullandım… Ah biraz Türkçe… Ve artık kimse kelimeleri yanlış kullanmasa…

  • makineci

    MakinA (yanlış), MakinE (doğru). Özellikle bu sektörde iş yapan firmaların ticari ünvanlarında bile Türkçe bile bilmedikleri intibaını yaratan bu yanlışlıklar oldukça garibime gidiyor. Falan filan makinası değil, makinesi olarak kullanılmalıdır.

  • Moto Siklet

    Türkçede yanlış kullanılan kelimelerden biri de motorsiklet.
    Yanlış: MotoRsiklet , Doğru: Motosiklet. Yani arada R harfi kullanılmaz. Ama motorcu diyorsak r kullanılır.

  • Türkçeci

    Türkçe’de Gurup ile Grup kelimeleri de yanlış kullanılıyor.
    GURUP; Güneş, Yıldız gibi gök cisimlerinin ufkun altına inmesi veya çökmeye, yok olmaya yüz tutma demektir.
    GRUP ise küme, takım veya ekip anlamında kullanılır.

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.